4 Temmuz 2013 Perşembe

KİRALIK

Bu sabah şu denizi kirala, mavi 
mavi hatırlayalım birbirimizi, 
bu öğlen güneşi kirala da, bir 
daha soğukluk girmesin aramıza, 
bu ikindi tembelliği kirala, belki 
gölgesinde kedin olurum senin, 
bu akşam bahçeyi kirala, elimizde 
büyüsün gül, menekşe, yasemin, 
bu gece uykuyu kiralarsan, rüyama 
yalnız senin gözlerini konuk ederim, 
bu bahar bu gövdeyi kirala, vücut 
kitabında tozlandı kelimelerim, 
bu ders coğrafyayı kirala, hadi 
teneffüse çıkalım toprağıyla, suyuyla, 
bu teneffüs bir yolculuk kirala, hiç 
mola vermeden yürüyelim arkadaşlığa, 
bu sefer bir yelkenli kirala, rüzgar 
nereye götürürse yürak oraya, 
bu yaz bu sokağı kirala, kapıları 
aç, yalnızlığı yalnız bırak odalarda 

HAYDAR ERGÜLEN..

21 Mayıs 2013 Salı

Charles Bukowski


Güzellik diye bir şey yok, özellikle insan yüzünde. fizyonomi dediğimiz şey. Hatlar arası uyum söz konusudur, matematikseldir. Burun fazla göze batmasın, yanlar modaya uygun olsun, kulak memeleri fazla iri olmasın, saçlar uzun. Genellemelerden oluşmuş bir serap. Kimileri bazı yüzleri harikulade bulur, ama gerçekte, son kertede, değillerdir. Sıfıra eşitlenmiş cebirsel bir denklem. "Gerçek güzellik", tabii ki, kişilikte yatar. Kaşların biçiminde değil. Pek çok kadın bana beni harikulade bulduklarını söylemiştir. oysa benim yüzüme bakmak bir kase çorbaya bakmaktan farksızdır.

Charles Bukowski

15 Mayıs 2013 Çarşamba

3 YOLDAŞIN HİKAYESİ

3 arkadaş bir yaz günü yaya olarak yolculuk yapmak zorunda kalırlar. Biri Türk, biri Kürt, diğeri de Ermeni. Ama Ermeni olan aynı zamanda papaz. Hava çok sıcak, bir süre sonra yolda susarlar, ama etrafta su yok. Bağların olgun zamanı."İki salkım üzüm yiyelim de ağzımız ıslansın," diye
Bir bağa girerler.

Bağın sahibi bir heybetli bir Türk ama onu görmezler.
"Kaç paraysa veririz," diyerek yemeye başlarlar ki,
Bağın sahibi ortaya çıkar, üç kişi üzümlerini yemekte.
Çok sinirlenir, ama üç kişiyle birden başa çıkamayacağını da düşünür bir yandan.
Birine bakar, kıyafetinden Ermeni ve papaz olduğu belli.
Diğerine bakar, konuşmasından Kürt olduğu belli.
Üçüncüsü de Türk.
Döner Ermeni'ye,
"Bak bu adam Türk, yesin malımı.
Benim kanımdandır.
Helali hoş olsun.
Bu da Kürt'tür ama din kardeşimdir.
Sen niye yiyorsun benim üzümü mü?" der
Bu laf, üzerlerine sorumluluk yüklenmeyen Türk ve Kürt'ün hoşuna gider ve hiç karışmazlar
Bağcı, papazı bir güzel döver. Ta ki yerde kıpırdayacak hal bırakmayıncaya kadar...
Biraz sonra, Bağ sahibi Kürt'e döner...
"Müslümansın da niye sahipsiz bağa giriyorsun.
Bu adam benim kanımdan yediyse afiyet olsun, 
Çünkü o Türk'tür.
Kardeşimdir," diyerek bir güzel onu da döver ve yere uzatır...

Bu durum da Türk'ün hoşuna gitmiş, keyifle olan biteni seyretmiştir.
İri yarı bağcı işi bitince Türk'e döner ve "Tamam anladık Türk'sün,
Aynı kandanız, aynı dindeniz ama başkasının bağına girilir mi?" diyerek başlar ona da vurmaya, 
Yere yuvarlanan Türk, dayak yemeye devam ederken Kürt'e döner ve çaresiz bağırır...
"Biz" der, "papazı dövdürmeyecektik. " 
-ALINTI-